Bilindiği gibi Batı Felsefesi, Ege Havzasında yaklaşık olarak MÖ. 7. yüzyılda
Thales’le (MÖ. 640-550) başlar.1 Thales’ten Sokrates’e (MÖ. 470/469-399) kadar felsefede
önemli sorunlardan birinin ‘varlık’ olduğu görülür. ‘Varlık’ tüm var olanları kapsayan en
geniş felsefi kavram olarak ele alınır. Tüm var olanlar ise düşünülebilen her şeyin toplamıdır.
Ne türden olursa olsun düşünceye konu olan her şey bir var olandır. Tepegöz gibi imgesel bir
şeyden 3 sayısına, Ağrı Dağı’ndan diş ağrısına kadar her türden nesne bir var olandır. Bu
bağlamda felsefe tarihinin ilk sorusu tüm var olanların kökeninin ne olduğu sorusudur. Ne var
ki, varlığın kökenine ve yapısına ilişkin açıklamalar yalnızca felsefeden gelmez. Başka
açıklama denemeleri mitlerde görülür. Deyim yerindeyse varlığın kökeni sorunu felsefi
düşüncenin, mitolojik düşünceden edindiği mirastır. Bu tutumun gerisinde ise insanın akıllı
bir varlık olarak yeryüzünde bulunduğu her dönemde çevresinde olup bitenleri anlamak,
yorumlamak ve bir kökene bağlamak isteği yer alır. Mitolojilerin kaynağı insanın bu
arayışıdır.
Hiç kuşkusuz, ilk filozofların konu ettiği tek sorun ‘varlık’ değildir. Ancak, bu
dönemde filozoflar arasında varlığın yapısı ve ne olduğu üzerine belirgin bir tartışmanın olduğu
görülür. Varlıkla ilgili anılan tartışmanın kapsamı, canlı ve cansız, tüm var olanları içine
alacak kadar geniştir. Filozoflar varlığı şu tür sorulara yanıt arayarak tartışır:
i. Nereden geldim?
ii. Nerede yaşıyorum?
iii. Başlangıçta ne vardı?
iv. Beni çevreleyen çeşitliliğin kaynağı ne?
v. Çeşitlilik nasıl oluştu?
vi. Görünenlerin arkasında görünmeyen bir düzen var mı?
vii. Bu karmaşık ve dağınık görünen evren yalın daha öğelere indirgenebilir mi?
SOKRATES’ten önce THALES; ANAKSİMANDROS ve ANAKSİMENES vardı. Aydın’ın Mİlas ilçesinde yaşadılar ve
Milet Kent Devletindendir.
Milet, Anadolu’nun batısında, Büyük Menderes Nehrinin hemen ağzına yakın deniz kıyısında
kurulmuş bir liman kentidir. Milet’in liman kenti oluşu buranın felsefeye kaynaklık etmesiyle
yakından ilgilidir; çünkü limanlar, farklı kültürlerin, inanışların, insanların ve dillerin bir
araya geldiği yerler olmaları bakımından önemlidir. Bu açıdan limanlar çeşitli kültürlerin,
bilgeliklerin, inanışların iç içe geçip yeni biçimlere gebe olmalarına zemin hazırlar.

Özelliklede, Mezopotamya ve Mısır gibi iki büyük uygarlığa yakın konumu Milet’te önemli bir kültürel birikimin

oluşmasını sağlar. Bu kültürel birikim, Milet’te felsefi etkinliğin ortaya
çıkmasına katkı sağlamıştır ancak bu durumun felsefenin ortaya çıkışı için yeterli koşul
olduğunu ileri sürmek olası değildir. Kültürel birikimin yanı sıra toplumsal yaşamın
birbirleriyle çatışmalı kesimlerden oluşmasının düşünsel canlılığa yaptığı katkı da dikkate
değerdir. Tanrıların armağanı olarak doğuştan yönetme hakkını aldıklarını öne süren soylular
ile ticaret yoluyla zenginleşen ve yönetme hakkı isteyen tüccarlar arasındaki gerilim, düşünsel
alanda da açığa çıkar. Soylular belli bir evren tasarımında kendi egemenlik haklarını dile
getirdikleri için, soylulara karşı hak arayışında olan ticaret yoluyla zenginleşen kesimler
kendilerini kısıtlayan bu evren tasarımına karşı çıkmak durumundadırlar. İşte bu canlılık da
felsefenin hazırlayıcı koşullarından bir başkasıdır. Milet’in bulunduğu İyonya bölgesinde pek
çok kütüphane bulunur. Öyle ki bunlardan biri olan Bergama Kütüphanesi çağında dünyanın
en zengin kütüphanelerinin başında gelir. Öyleyse bilgiye ulaşma kolaylığı da felsefenin
ortaya çıkışını belirleyen diğer bir etmendir. Bir başka etmen, kent devletlerinin zenginliğidir.
Gündelik yaşamın gereği olan üretimi kölelere ve kendisine bağlı çalışanlara yaptıran bir
sınıfın olması felsefeye giden yolu hazırlar; çünkü böylesi üretim koşulları kimilerine serbest
zaman olanağı sağlar. Serbest zaman, gündelik sorunlar dışındaki konular hakkında
düşünebilmenin olmazsa olmaz koşuludur.

İyonya (Miletos) Okulu

 

Thales

 

Thales

Miletos ya da İyonya Okulu’nun kurucusu,  düşünce tarihinin ilk filozofu olduğu kabul edilen Thales ’tir. Milattan önce 6. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olduğu sanılmaktadır.

Thales, döneme özgü bilim adamı, filozof tipinin seçkin bir temsilcisiydi. Onun özellikle matematik ve astronomi alanında önemli çalışmalar yaptığı kabul edilir. Bilimsel faaliyetleri bir yana tarihte felsefe bakımından esas önem taşıyan husus onun “Neyin gerçekten var olduğu?” sorusu üzerinde düşünmüş olmasından kaynaklanır.

Thales, görünüş–gerçeklik, çokluk-birlik ayrımı yaparak varlığa önce gelip sonra giden, sürekli değişme halindeki şeylerin ya da fenomenlerin gerçek olamayacağı sonucuna varmıştır. Başka bir deyişle neyin gerçekten var olduğu sorusunu yanıtlamanın yegane yolu, onun gözünde birlik ile çokluk ya da görünüş ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi doyurucu bir biçimde ifade edebilmekten geçerdi.

O, buna göre gözle görünen bireysel varlıkların ve değişimlerin oluşturduğu kaosun, çokluğun gerisinde akılla anlaşılabilir kalıcı ve sürekli bir gerçekliğin var olduğuna inanmıştı.

Thales çokluğun kendisinden türediği çeşitliliği gerisindeki bu birliğin “su” olduğunu öne sürmekteydi.

 

 

Anaksimandros

 

Anaksimandros

 

 

İyonya (Miletos) Okulu ikinci filozofu Thales’in öğrencisi ve dostu olan Anaksimandros hayatı hakkında çok fazla bir şey bilmediğimizi kabul etmemiz gerekir. Ama eserlerini çok iyi biliyor olmamızın sebebi; onun döneminde düşünce ve faaliyette yazılı geleneği Anaksimandros ‘un başlatmış olmasıdır.

Thales’ten farklı olarak, varlıkla ilgili düşüncelerini ya da görüşlerini kağıda dökmüştür.

Anaksimandros ’da da Thales gibi bilimsel faaliyetler felsefi düşünce iç içe geçmiştir. Dolayısıyla onda da felsefi görüşlerinden bağımsız olarak azımsanmayacak ölçüde bir bilim faaliyeti ile karşılaşıyoruz.

Karadeniz’e açılan denizciler için bir harita yapan Anaksimandros, tarihte ilk olarak o zaman bilinen dünyanın bir levha üzerine resmini çizen kişidir.

Zamanı, düz bir taban üzerine yerleştirilen dik bir çubuğun günün çeşitli saatlerinde meydana getirdiği gölgelerin yerlerine ve uzunluklarla bakılarak aygıt olarak güneş saatini bulan kişidir.

O zamana kadar düz bir tepsi gibi olduğunu düşünülen dünyanın sanıldığı gibi bir tepsi olmadığını söylemiştir. Dünyanın, genişliği yüksekliğinin üç katı olan bir silindir şeklinde olduğu sonucuna varmıştır.

Biyolojide ise yaşamın denizlerde ve suda başladığını da insan dahil olmak üzere tüm canlıların önce denizde yaşamış olup, sonra karaya çıktığını ortaya koyan bir evrim kuramı geliştirmiştir. Anaksimandros, Thales’i sadece bilim alanında değil “arkhe” ya da maddi töz konusunda da aşmıştı.

Anaksimandros’ a göre Thales’in töz olarak “su” anlayışına suyun nicelik bakımından sınırlı nitelikten belirli olduğu gerekçesiyle karşı çıktı. Anaksimandros a göre evrenin ilk maddesi maddi tözu nitelik bakımından belirsiz, nicelik bakımından sınırsız bir madde olmalıydı. Anaksimandros söz konusu özellikleri taşıyan ilk maddesine, hiçbir duyusal maddeye özdeş olmayan belirsiz bir varlık anlamında ‘aperion’ adını vermişti.

 

 

 Anaksimenes

 

Anaksimenes

 

İyonya (Miletos) Okulu ‘nun sonuncu Filozofu Anaksimenes ’tir.  Hayatı ile ilgili olarak günümüzde pek fazla bilgi ulaşmayan Anaksimenes de tıpkı Thales ve Anaksimandros gibi bir bilim adamı ya da daha özele inmek gerekirse bir ‘astronom’ ve bir filozoftur. Onun felsefi ve bilimsel düşüncede dönüşü temsil ettiği söylenebilir.

Bunu onun astronomide olduğu kadar  ‘arkhe’  olarak havayı seçiminde de görmek mümkündür. Anaksimenes, Anaksimandros’un boşlukta duran silindir şeklindeki dünya anlayışı yerine, boşlukta aynen bir yaprak gibi yüzen dünya anlayışını getirmiştir. Yine Anaksimandros ’un evrendeki çokluğu açıklamak üzere doğası itibariyle belirsiz bir töz öne sürdüğü yerde, Anaksimenes bütün bir kozmosu tek bir maddeye dayandırma düşüncesine geri dönmüştür.

Anaksimenes bu maddeyi ‘hava’ olarak belirlemiştir. Anaksimenes’in önemi felsefe alanında gerçekleştirdiği en büyük yenilik, birlikten çokluğa geçiş süreci üzerinde var olan her şeyin havadan nasıl varlığa geldiğini açıklama işinden olmasından meydana gelir. Anaksimenes birlikten çokluğa geçiş sürecini açıklarken sıkışma ve seyrekleşme kavramlarına başvurmuştur.

Bu bağlamda çok kolay bir deney olarak, dudaklarımızı birbirine yaklaştırıp avucumuza üflediğimiz zaman ağzımızdan çıkan havanın soğuk, dudaklarımızı fazlaca açıp avucumuza üflediğimizde ağzımızdan çıkan havanın sıcak olduğunu gözlem ile anlayan filozofa göre hava seyrek geçtiği zaman ateş, sıklaştığı zamanda, rüzgar, bulut, su ve toprak haline gelebileceğini savunmaktadır.

Anaksimenes, havanın seyrek geçtiği zaman daha sıcak hale geldiğini ve böylelikle de ateş olma yoluna girdiğini sıkıştığı zaman da soğuk olup katılaşma yoluna girdiğini düşünmüştür.

Felsefenin Temel Taşları

Burnumuzun ucunda, Batı Anadolu da yaşamış olan bu insanları ne kadar tanıyoruz ve felsefe tarihi açısından ne kadar önemli olduklarını biliyor muyuz ?

Bu insanlar şu anda bize çok komik gelen fikirlerin sahibi olabilirler ama emin olun bu fikirler felsefenin temel taşları ve o dönem için çağının çok önünde fikirlerdi.

 

Categories :
Genel

Readers Comments

There are no comments at the moment !

Add Comments

You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>