Profesör Kenan Erim’in, Aydın ili Geyre köyünde sürdürdüğü önemli çalışmalarla yakından ilgilenen bir dostlar grubu, 1985 yılının bir sonbahar gününde İstanbul’da toplanarak çok ilginç sonuçlar veren bu girişime mümkün olan en geniş mali destek sağlamak çarelerini görüştüler. Geyre kazıları antik Afrodisias kentinin kalıntılarını ortaya çıkarmıştı. Bu kişiler ayrıca, Türkiye’nin en büyüleyici kazı yerlerinden biri olan Geyre’nin bütünlüğünü korumak gerektiğini de düşünüyorlardı. Tipik bir Batı Anadolu manzarasının mavi göğü altında, görkemli dağ silsilelerine açılan ve yumuşak meyilli tepelerle çevrili yüksek bir yaylada, mermerden yapılı muhteşem bir kentin abideleri, buğday ve tütün tarlaları içinden, bostanlardan, meyve bahçelerinden yükseliyordu. Yirmi altı yıllık bir zaman içinde, bazı kuruluşların ve özel kişilerin sağladıkları mütevazı mali katkılarla, Profesör Erim mucizeler yaratmıştı ve karşılaştığı bazı cesaret kırıcı güçlüklere rağmen, yöntemli ve sabırlı çalışmalarını sürdürmeyi başarmıştı. Müzeler ve Eski Eserler Müdürlüğümüz, Geyre’de. her yıl idrak edilen güzel heykel, ilginç arkeolojik kalıntı hasatlarını barındırmak için, açılışı 1979’da yapılan bir müze inşa etmişti .

Maalesef, kazı için resmi veya özel kaynaklardan sağlanan katkılar, genellikle arkeologlara mali sıkıntılarını unutturacak miktarda olmuyor. Arkeologlar, mali kaygılardan kurtularak serbestçe çalışamazlar! Kazmanın toprağa her vuruşu yeni buluşlar, dolayısıyla yeni sorumluluklar getirdiğinden, arkeologlar tabii olarak çalışmalarının devamını sağlayacak mali imkânları ve kazı mahallerinin korunması çarelerini, düşünmek mecburiyetindedirler. İstanbul’da yapılan bu toplantıya katılan kişiler, Prof. Erim’in Afrodisias’taki çalışmalarına destek sağlamanın en iyi yolunun, Türk mevzuatı çerçevesinde, gayesi bu önemli arkeolojik girişimi desteklemek ve —konferans, sergi, kolokyum gibi faaliyetlerle— daha iyi tanıtmak olan bir vakıf kurmak olacağı sonucuna vardılar. Gerçekten, antik kent Afrodisias’ın, Türkiye’nin ve Roma devri Akdeniz dünyasının birinci derecede önemli kalıntıları arasındaki mevkiinin artık tanıtılması, bilinmesi ilginç buluşlarını bu konularla ilgilenen kişilere tanıtmakla beraber, Vakıf gayelerinin gerçekleştirilmesinde faal bir rol oynayabilecek sanatseverlerin ve tarih meraklılarının da dikkatlerini çekmenin uygun olacağını düşündüler.

Başka düşünceler de kurucuları, Afrodisias kazılarının önemi üzerinde durmaya ve bu vakıf projesini benimsemeye yöneltti. Bugüne kadar meydana çıkarılan ilginç abidelere, sanat eserlerine ve epigrafik doküman bolluğuna bakılırsa, Afrodisias’ın gerçekten görkemli bir kent, eski Karya’da (İzmir’e 240 kilometre uzaklıktadır) Roma devrinin, bir takım özelliklere sahip muhteşem bir Megapolis’i olduğunu kabul etmek gerekiyor. Yeni keşfedilen Odeon’u, tiyatrosu ve stadyumu, klasik dönemin en iyi durumda kalan abideleri arasında yer almaktadır. Bundan sonraki kazıların, Roma devrinin çok görkemli bir kentini ortaya çıkarmasını bekleyebiliriz. Bu kentin ayrıca daha eski kökleri, daha eski bir geçmişi olduğu da anlaşılmaktadır. Daha önemlisi, Milat’tan önce I inci yüzyıldan Milat’tan sonra V inci yüzyılın sonuna kadar, Afrodisias’ın sanat eserleri yaratan ve üreten bir merkez oluşudur. Afrodisias atölyeleri, kent yakınlarındaki beyaz ve mavi-gri mermer ocaklarını kullanarak, yüksek kaliteli heykeltıraş eserleri yaratmışlar ve işlenmiş ve yarı işlenmiş heykellerini Roma İmparatorluğu’nun bütün bölgelerine ve Roma’ya da, sevk etmişlerdir. Gerçekten, kazıların bu Karya kentinin heykeltıraş sanatının bir merkezi olduğunu ispatlamasından iki yüzyıldan uzun bir müddet evvel, bir Afrodisiaslı sanatçı tarafından yapıldığı saptanan (ve bu sanatçının imzasını taşıyan) ilk heykellerden biri 1736’da, Roma’nın yakınlarında bulunan İmparator Hadrian’ın Tivoli’deki villasında keşfedilmişti. Afrodisias kentinde Helenistik heykeltıraş sanatını kendine özgü biçimde koruyan, bununla beraber orijinal bir üslupta eser üreten bir merkezin, Bizans başlangıcına kadar devam ettiğini artık kesinlikle öğrenmiş bulunuyoruz. Bu uzun dönem içinde bu merkez tarafından üretilen yapıtların bizim için ayrı bir önem taşıdığını söyleyebiliriz, zira bunlar antik sanatın pek iyi bilinmeyen taraflarını aydınlatıyor.

Bir vakıf kurmak inisiyatifini alan kişiler aynı zamanda -ve bu mülâhaza ötekilerden daha az önemli değildir!- Türkiye topraklarında yeşeren bütün tarihi dönem kalıntılarını keşfetmek ve korumak için yapılan çalışmaları, imkânları ölçüsünde desteklemenin kendileri ve vatandaşları için, bir görev olduğunu düşünmüşlerdir. Zira eski uygarlıklara tanıklık yapan bu kalıntılar, beşeriyetin ortak kültür mirasının bir parçasıdır.

 

Bu “Afrodisias dostları” toplantısının yarattığı heyecanının kısa zamanda yayıldığını gördük. Gerçekten, Türk mevzuatı çerçevesinde bir vakıf kurmak fikri ileri sürüldükten hemen sonra, mali imkânlara sahip bazı kişiler, mevzuat gereğinde gerekli mal varlığının oluşmasını sağlayan bağışlarda bulundular. Bu cömert kişilerin isimleri, bu kitapçıkta yayımlanan Vakıf Senedinin ayrı bir maddesinde minnettarlıkla yazılmıştır. Bu suretle kurulan Geyre Vakfı, kanuni varlığına 28 Ocak 1987’de kavuşmuştur.

 

Afrodit kentinin ne zaman ve nasıl tanrıçanın koruyucu himayesine girdiğini ismini aldığını açıklıkla bilmiyoruz. Afrodit isminin geç Helenistik dönemde (yani M.Ö, II inci yüzyılın ikinci yarısında) veya Anadolu Roma dönemi başlangıcında alındığını tahmin edebiliriz. Daha eski bir devirde, Yakın Doğulu vasıfları da olan ve daha sonra Yunan Afrodit’i ve nihayet Romalı Venüs’le birleşen başka bir doğa, bereket ve aşk tanrıçasına, muhtemelen Karya’nın bu bölgesinde tapınılıyordu. Gerçekten muhtemeldir ki, M.Ö, II inci yüzyılın ikinci yarısında, Romalıların, Afrodit’in Trovalı prens Ankiz’den olan oğlu Eneas ahfadından oldukları hususundaki inançlarını bilen bu bölge halkı, tanrıçalarını ve dolayısıyla kendilerini de Roma’ya yaklaştıran bu bağları ortaya koymak istemiş olsunlar. Bu ilişkiler diktatör Julius Ceasar ve daha sonra imparator Augustus olan küçük yeğeni Octavius’un iktidara ulaşmaları ile yeni bir anlam kazanmıştır, zira Roma’ya hâkim olan bu devlet adamları, Eneas’ın oğlu olarak bilinen Julius’un kurduğu Julia ailesine mensup idiler,

Kolayca anlaşılır politik nedenlerden dolayı Octavius – Augustus, ailesinin bu iddiasına ve J. Ceasar’la akrabalığına büyük önem vermiştir. Bu durumda, ailesinin soybaşı tanrıçanın ismini taşıyan ve bağlılığından memnun olduğu Karya sitesine, özgür ve vergiden muaf bir statü verilmesini kararlaştırmış olmasını tabii görmeliyiz.

Bizim bugün, sevgili kentlerine büyük iyiliklerde bulunan Augustus ve halefleriyle rekabet edebilmemiz bahis konusu değil, tabii. Ancak “Afrodisias dostlarının”, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, geçmişte tanrılar ve imparatorlar tarafından himaye edilen Afrodisias’ın, Akdeniz’in kültür hazinesinin çok değerli bir mücevheri olduğunu ve hak kazandığı ayrıcalıklı statünün korunması gerektiğini hiç bir zaman hatırdan çıkarmayacaklarını ümit ederiz.

Alıntı, Geyre Vakfı Tüzüğü, Giriş.. www.geyrevakfi.org

”Afrodisias Dostlarını” nın en başında yer alan merhume Sevgi Gönül’ün sekreteri sıfatımla Afrodisias’da  çalışma imkanı bulduğum için ne kadar şanslı olduğumu biliyorum. ”Çalıştığınız başkasına ise, öğrendiğiniz kendinize” sözünün doğruluğuna inanıyorum. Tüm çaba, Ülkemizin tarihi mirasını tanıyabilmek, anlayabilmek ve gelecek kuşaklara bu bilgiyi aktarabilmek içindi. Arkeolojiye olan ilgim Afrosisias’la başladı. Emekliliğimin ardından Afrosisias’a gittiğimde sanki hiç ölmeyecekmişim gibi kendimi büyülü bu atmosferde korunmuş hissediyorum. Yolu Aydın’a düşen herkese bu şehri görmelerini tüm heyecanımla tavsiye ederim. Kendi nedenimin dışında,

  • Adını mitolojide yer alan aşk ve güzellik tanrıçası olarak bildiğimiz Afrodit’ten alan antik kent, Roma döneminde tapınak olarak kullanılmasıyla biliniyor.
  • Milattan önce 1. yüzyılda Roma imparatoru Augustus, antik kenti özel koruması altına aldı, üzerinden geçen 200 yılda da şehre çok önemli eserler kazandırıldı.
  • İlginç keşif hikayesi  var: Şöyle ki; Ünlü fotoğraf sanatçısı olan Ara Güler bir gün yolunu kaybeder ve tesadüfen bu köye yolu düşer. Sütun ve taşların farkına varır, fotoğraflar, konuda uzman bir kişiye danışır fakat hiç ilgi görmez. Vazgeçmez, fotoğrafları bu kez ABD’de de bir dergiye yollar. Daha çok fotoğraf isterler. Gerekli izinleri ayarlar ve kazıya başlanır. Şehirdeki ilk kazı 1904 senesinde yapılmış. Günümüzde de New York ve Oxford Üniversitesi ortak çalışmalarıyla konuya öncülük etmeye devam ediyorlar.
  • Günümüze dek dik durmayı başaran Aphrodite Tapınağı’nın yapımının 150 seneden fazla sürdüğü biliniyor.
  • Her yeni dönemde Aphrodite Tapınağı’na eklentiler yapılmaya devam edildi ve tapınak çok tanrılı dine mensup kişilerin hac yaptıkları yer olarak tarihte yerini aldı. Hıristiyanlığa geçiş sonrası ise tapınak kilise oldu.
  • 1962 senesinde tamamen tesadüfî bir şekilde keşfedilen Odeon ve Bishop’s Sarayı o dönemlerde kültürel faaliyetlerin (şiir okuma, konser, müzikal ya da halk meclisi) yapıldığı yer olarak kullanılıyordu.
  • Roma imparatoru Hadrian’a özel olarak tasarlanan ve iki bölümden oluşan Banyolar ve Hadrian için; kadın ve erkeklerin ayrı ayrı yıkandıkları iki bölümden oluşan büyük banyo ya da hamam diyebiliriz.
  • Ünü kıtaları aşmış efsane yapı: Afrodisias Antik Tiyatro
  • Dünyanın en iyi, kentin ise en görkemli stadyumlarından biri olma özelliği ile yaklaşık 30 bin kişi kapasitesi, 50 metre genişliği ve 262 metre uzunluğu, elips şeklinde olması ile herkesin rahat şekilde izleyebileceği Afrodisias Stadyumu’nda zamanında atletizm, halk oyunları ve festivaller gerçekleşiyordu.

  • Arkeolojik açıdan antik kentin bu denli önemli olmasının esas sebebi; Geç Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait kabartma ve yazıtların hala ilk günkü gibi olması
  •  Aphrodisias, MS 1.-5. yüzyıllar arasında bütün Akdeniz dünyasında büyük üne kavuşan, başta Roma olmak üzere, İmparatorluğun dört bir yanında imzalarını taşıyan eserleri bulunan heykeltıraşlar yetiştirmiş,
  • Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyaleti’nde, dönemin mermer sanatı ve mimarisinin tüm yönleriyle araştırılıp anlaşılmasını sağlayan kentlerden biri olmuş,
  • Yerleşim tarihi MÖ 5. bin yıl ortalarına kadar uzanan Aphrodisias, MÖ 6. yüzyılda küçük bir köy görünümünde iken, MÖ 2. yüzyılda Menderes Vadisi’ndeki yoğun şehirleşme döneminde kent devleti (polis) statüsü kazanmıştır. MÖ 1. yüzyılda Roma ile yakın ilişkilere sahip olan Aphrodisias, daha sonra Roma İmparatoru olarak Augustus unvanını alacak olan Octavian tarafından “Tüm Asya’dan kendime bu kenti seçtim.” sözleriyle koruma altına alınmış ve Roma Senatosu tarafından MÖ 39 yılında vergi muafiyeti ve özerklik gibi ayrıcalıklar tanındıktan sonra hızla gelişmeye başlaması  ;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                bu bilgileri benimseyerek canla başla çalışan Vakıf Kurucuları , Kazı çalışanları, Akademi üyeleri ve benim de dahil olduğum paydaşların başarısı sayesinde Aphrodisias Antik Kenti yaklaşık 2-3 km. kuzeydoğusunda bulunan antik mermer ocakları ile birlikte 2017 yılında Dünya Miras Listesi’ne kaydedildi. Tüm sevgimle ve hayranlığımla ülkemin bu önemli hazinesi için çalışmamda bana görev veren Merhume Sevgi Gönül’ü minnet ve özlemle anıyorum.  Ayrıca Vakıf kurucusu sayın Vural Gökçaylı’ya, sayın Sennur Hamamcıoğlu’na , sayın Yasemin Pirinççioğlu’na ve Sevgi Gönül’ün Vefatının ardından Vakfımızın başkanı sayın Ömer M. Koç’a minnet ve teşekkürlerimi sunarım.

Saygılarımla,

Hakime Özgüven, İstanbul 

 

Categories :
Genel

Readers Comments

There are no comments at the moment !

Add Comments

You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>